Zehir Zıkkım Zerkeden Zaaflar.

Uykuya dalmak zordu, uyku ise çok derin. Derdi olanın uyuması zor uykusu, it uykusu gibidir. Rüyamda sen ölmüştün.

Mezarının toprağı taze, bedenin çürüktü. Annen,baban,ben elimizde küçük yasini şerif kitapçıkları, okuyorduk. Ben arada gözlerimi mezarlıktaki isimde ve topraktaki çiçeklerde gezdiriyordum. Kaktüs ve sardunya ekmiştik. Galiba dayanıklı oldukları içindi. Su istemezdiler, zahmetsizdiler. Kendi kendilerine yaşayabilirlerdi. Ölüm onlara uzaktı. Toprağın üstündekiler onlardı, ölenler kaybetmişti. Mezar derin, üzüntüler kederden derinleşir durumda, zaman delicesine kahkahalı ve sardunyanın çiçekleri kırmızıydı. Kırmızı ise rüyada hayrsızlıkla alakalı bir şeydi. Yeşil yapraklar hayıra yoruluyordu. Yeşil iyiydi, güzeldi. Benim çiçeklerim de kırmızı şimdi, yapraklarım ise yeşil. Hem hayıra hem şerre yoruluyorum.

Ölümden evvel çok fazla yaşayıp komuşmuştuk. Ben seni bir defa daha öldün sanmıştım. Aslında seni çokca öldün sandım, sabah geç kalktıklarında bile. Ölümsüz olsaydın, keşke supermen olsaydın. Göğsünde B yazsaydı.
28 yaşımın selameti ve geri kalan hayatımın hayrı alameti beni yaratandan sorulur. Dünya bazen başka dünyalara bölünür, tek kişilik yer kalmışsa eğer ben senin yerine otururum.

Ben tüm aşağıladıklarımla haşrolur, kendi gözlerimi oyarım. Ağzımdan çirkin sözler dökülür, dillerimden zehirler salınır, ciğerlerimden çirkin şarkılar söylenir, nefesim leş kokar, aklım lağım olmuş gırtlağımdan dışkı akar, kendi işediklerimi içer, senin içmenden men ederim.

Derim solgun, kısa seyrek kirpiklerim var, ellerim ince kemikli, kafam bulanık her şeyi de söyledim lakin bir sevdiğimi sakladım. Kelimeler yığdım seviyorum demenin önüne, set çekib çuvallar koydum içi kumla taş dolu.

Ben Büşra F. soyadımın önüne adımı koyan ve beni anamdan doğurtan N.’nın kızıyım. Sözde güzel sözcüklerde ise kötüyüm. Rengim ala, inekle geyik gibi. İki ayağımın üstünde sekerim lâkin sudan yeni çıkmış balık gibi.

Şükranlarımı sunarım.

IMG_0244.JPG


Serseri Serbest Stili.

İki göğsün altından böğürlere doğru uzayan sağlı sollu iki adet intizamla dizilmiş kemiklerden oluşan kaburgaları sıka sıka,birbirine geçire geçire, adamın birine sarılmayı istemek; çok sevmekten olsa gerek.

Lâkin; klibim çok başka. Klip kelimesine iyelik eki koymak bana pek keyif veriyor şu anda, anlatsam anlamazsın.

IMG_0211.JPG


Zabıt.

Kocaman adam ne kadar büyümüş olsa da ki; kocaman diyorum zat- ı şahanemden bu sıfatı kazanmış, ne kadar ayı olsa da ki; hayvanlar aleminden kendisine ayı olmak düşmüş, ne kadar da olsa olsa o kadar da olmuyor.
Kocaman kadın ne kadar büyümüş olsa da ki; kocaman kadın diyor ona ” kocaman kadın oldun sen ” diyor ne kadar da olsa çocuk olmaktan uzaklaşamamış, ne kadar narin olsa da ki, ruhlar aleminde narin bir tesirin etkisinde kalıp bu yaşa kadar çıkamamış, ne kadar da olsa o kadar da olamıyor.
Kiralık bir yatakta kalbi kırık bir kadının mutsuzluğu buradan İstanbul’u bir öpüp geçiyor. Geçmesine geçiyor da o ayının oturduğu yere İstanbul bile denmiyor.

IMG_9156.JPG


Sauron’un Gözü.

Çengelli iğne tutturdum sürekli düşüp duran eteğimin beline. O da rahat durmadı namussuz açıldı durdu battı belime. Etimi çizdi, kanattı, kabuklu yara yaptı. İzi kalacak, kesin. Keşke çengelli iğne yerine bir kedim olsaydı da o tırmalayıp yara yapsaydı etimi. Öperdim onu. Eylül geliyor derdim kedi, eylül geliyor ondan sahiben gergin sen de onu tırmalıyorsun çünkü seni deli ediyor. Deli ki ne deli tırmalamak ki ne tırmalamak!
Kömüş gibi oturup yazın bitmesini beklerken eteğinin beline lastik geçirip yaşam kalitesini artırdı. Saçlarını kesti gözünün sadece üstünü boyadı. Mutluyken de boyuyor mutsuzken de. Her türlü makyaj yapıyor. Cenazelerde bile. Huyu böyle n’apsın ? Küçücük korkularını belli etmeden, çok heveslendiği şeylere hiç de umrum değil oyunları yapıyor. Canı sıkılınca hep sinirleniyor çünkü çocuk. Bilekleri bir çocuğunkiyle aynı çemberde. Nefes alıp verip sinir stres sıkıntıya dalıp çıkıp zaman maman dinlemeden abuk sabuk cümlelerde yer ve mekan olmaksızın orda burda dellenmeyle Suna gibi daralıyor.

oh shit !

IMG_3102.JPG


Mutlu karpuz görüntüsü.

25’e 5 kala daha karpuzlar çıkmamıştı. Bizim sevdiğimiz gibi değildiler. Ben karpuzu seninle aynı şekilde mi kesiyorum acaba. Erkekler daha hünerli bazı şeylerde. Uzun zamandır karpuz da yemedik ayıcığım. Bi canın çektiydi geçenlerde bir de ben bir karpuz yaptım geçenlerde. Tadı, kokusu, suyu yok da görüntüsü on numara karpuz. Hani satarlar ya yaz sıcağında dilimini 3 liradan heh işte tam da ondan. Karpuzun göbeğini yeriz ama ben daha çok yerim. Çünkü senden daha çok meyve severim.

20140424-183625.jpg


Kuzeyde bir yerde bahsi geçen sandalye.

sandalyeler ana kucağıdır

Sandalyeden aşağıya salmış saçlarını aşık olduğu karınca yukarıya tırmanabilsin diye. Saçlarının arasında dolanırken karınca ağzında meyve tortusuyla gelirmiş her defasında. Dilin bir kez değmesiyle biticek olan meyve tortusu. Mor belki kırmızı ya da pembe. Kokusu mis olan meyvelerden tek tadımlık bir şey işte.

zamanın el verdiğince.


At.

Başlıktaki at, dıgıdık olan dört ayaklı hayvan anlamındakidir. Ölmesini istediğim insanlar listesine birkaç ademoğlu daha eklemiş bulunuyorum. Listedeki kabarıklık iştahımı kabartırken, olabilirlik hissi beni delicesine heyecanlandırıyor. Ohh maşallah. Ağzımın suları akıyor, bu sulardan dört nala atlar geçiyor. Etrafa salyalarımı sıçrata sıçrata… Bir telefon geliyor ve ölüm haberi ne de mutluyum ne de mutluyum. Bana da bir gençlik gelmiş, bir güzelleşmişim ne de harika ne de şahane. Benden evvel ölmenizin bana vereceği tüm kötü güdümlü hislerimin üzerine, babama okutacağım bir mevlit bile yazabilirim. Öyle bir lağım kuyusu var ki içimde taşmış logar kapakları kusuyor geceli gündüzlü. Üstüne oturttuklarım da fayda etmiyor, bavul değil ki bu ağırlık gelince üstüne fermuarı çekile. Topyekün geberin. Tıp nasılsa birçok konuda çaresiz. Burada kahkaha atıyorum.

İçimdeki kötülük, beynimdeki kötülük, bedenimdeki kötülük.

iftiharla sunar K.D.V konusunda duyarlı olduğumu belirtirim.

Öyle güzelsin ki sana doyamıyorum.


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.