Tavşan Kız&Ayı Adam.

Karanlıkta tavşan kostümü giyen kızı kovalayan bir adam varmış. Ormanda kaçan tavşan kulaklı kızla, onu kovalayan ayı adam. Ağacın her türlüsünü görecek kadar koşmuş tavşan kız, onun sayesinde de her türlü ağacı görmüş ayı adam. Gündüzün rengini görmüşler, gecenin rengini görmüşler. Yapraklar yeşil, sarı, kahverengi, kırmızı, çürük, nemli, ıslak, çamurlu, boklu…

Tavşan kız dizlerini yaralamış, düşmüş dişlerini kırmış, düşmüş alnını yarmış, düşmüş bileğini burkmuş, düşmüş bayılmış, düşmüş düşler görmüş, düşmüş düş olmuş. 

Ayı adam koşmuş güçlenmiş, koşmuş irileşmiş, koşmuş höykürmüş, koşmuş böğürmüş, koşmuş sövmüş, koşmuş ayılaşmış, koşmuş ayılaşmış, koşmuş ayılaşmış. Başka bir şey olmamış ona koşmuş ayılaşmış.

Düşünden uyanmış tavşan kız. Kaç gün kalmış olduğu yerde, hangi böcekler gelip gezinmiş üstünde, kuşlar, yılan da vardır ormanda yılanlar. Ağzından yel alsın yılan gelmiş olamaz, peşimde bir ayı adam varken bir de yılan olmasın.

Elleriyle yanaklarını ovuşturmuş. Su yok sabun yok yüzünü yıkayamıyor elleriyle temizliyor. Pisliklerini susuz nasıl temizleyebilirsin değil mi. Yapacak hirbir şeyi yok. Ayı adam geldi gelecek, koşmaya başlaması ve artık neresi kısmetse olduğu yere yığılması gerekiyor. 

Mevsimler tat vermiyor. Tavşan başlığı başını daraltıyor çünkü büyümüş, başlığıysa küçük kalmış. Koşamıyor bacakları daha uzun olsaydı ya, olmamış. Güneşe bakamıyor gözleri bozuk ki;  tavşanlar çok iyi görürler. Bitki çok lakin yiyemiyor denemiş çok, ama midesi çok hassas her şeye tepki veriyor. Akıllı da değil düşünemiyor tavşanlığı bırakması yeterli belki de ama sevmiş n’apsın. 

Sevimli de görünmüyor artık 29 olmuş yaşı. 29 yaşında tavşan mı olur bey abi? 62′ den oluyorsa senden neden olmasın demek isterdim de olmaz tabi ki de. Küçük kızlara yakışır böyle şeyler, ayılık gibi değildir. Sen yine mi kendi dünyandasın be tavşan kız? Bir türlü anlatmayı beceremediğin kendi sıyrık dünyan. Sen bu kafayla daha çoooook laf işitirsin. Ayı adam kovalar seni böyle tavşan kılığında günlerce işte. Ha senin tavşan başlığın da yok. Sen sevmezsin ki tavşan kıyafetlerini. Sen ayıları seversin ama ayıdan kaçıyorsun o nasıl oluyor yavrum? Zihnin sana oyun oynuyor. Seni yönetmesine izin verme onu alt et. Ez onu, parçala. Sen “Fight Clup” filmini sevmezsin ki, pembe sabunu dışında. Hem zaten o filmi de anlamış değilsin. Hal böyle iken kiminle konuşuyorsun? Senin hayal ettiğin şey seninle, aynı o filmdeki gibi konuşuyor. Annen gelecek şimdi ” ilacını içtin mi tavşan kız ? ” diye soracak. E kızım hani senin tavşan başlığın yoktu? Ay evet yoksa annem de ormanda mıydı? Değildi. Ben ve ayı adam vardık. Sesli konuştuysam oradan duymuştur. Sessiz konuşmayı öğren artık. Her şey her yerde söylenmez tavşan kız. Söylersen mutsuz olursun sana pislik muamelesi çekerler sonra da siktir çekerler, kalırsın. İlacını iç şimdi. İlaç ilaç deyip durma, kan ilacı içiyorum ben antidepresan değil. Kansızım ben deli değilim. Ah bilseydin keşke ne zavallı olduğunu, dedenin bütün ilaçlarını içerdin o zaman. Ayı adamı anlatsana bana biraz havamız değişsin. Nesini anlatayım bildiğin ayı işte.

Geçen kısa hikayedeki tavşan kız ben oluyorum. Ayı adam ise ayı oluyor. Birkaç kişiden oluşan küçük hikayemde çokca konuşma çizgisi olması gerekiyor ama konuşturduğum yeter çizgiye ihtiyaç görmüyorum.

Sevgilerimle, 

Tavşan kız.

  


Zalımın meyveden kızı.



Hayatımın tüm meyvelerinden hoşaf yapmaya başlamadan evvel, Deliler Ormanı’nda dışını yeni ovduğum büyük bakır kazanımı sürüye sürüye, ateşe yakın yere taşımam gerekti. Gerekli tüm malzemeler; biraz zıkkım hurması, zakkum elması, kırılgan ayvalar, mutsuz üzümler, ağlayan kirazlar, böğüren karpuz, söven portakal, pek agresif armut, aşağılayan kivi, melankolik nar ve de huysuz mandalina. Hepsini yazdım buraya işte. Eğer hoşaf yapacaksan bu meyveleri muhakkak edinmelisin, eksiksiz. Yüze tüküren havuçla, gitmeye meyilli ananası da eklersen – ki çok daha leziz olur- sevinirim. 

Malzemeleri sırasıyla hafif hafif kaynamaya başlayan sıkıntılı suyun içine usul usul atmaya başla. Bir yandan sürekli karıştır. Püf noktası ise sürekli aynı yöne doğru karıştırmak. Sapı bir buçuk metrelik şimşir kepçe ile karıştıracaksın. Kepçe muhakkak şimşir olmalı diğer kepçeler dandik oluyor. Dandik şeyleri de severim de her zaman değil. Aklıma gelmişken en hassas olduğum şey bu dandiklik hususunda; çikolatadır. Çikolatanın dandiğine hiç tahammülüm yoktur. Ağzının tadını bildiğini düşündüğümden tarifime devam ediyorum.

Kaynama şiddeti arttıkça her bir buçuk dakikada bir kazana tüküreceksin. Bu özel hoşaf bol tükürük, bol küfür, bol sinir stres ve bol beddua ile yoğurulan duygularla güzelleşir. Negatif şeyler, deli saçması hurafeler ve şüpheci yaklaşımlar ile tadından yenmez olur. 

Eksiksiz tüm meyvelerimi kattıktan sonra yüze tüküren havuçla, gitmeye meyilli ananası da son taşım kaynamadan sonra ekle ve koklamaya dur. Benim kokumu almaya başlayacaksın. İnsan psikolojisinde diğer insanların koklamaya gücünün yetmediği kokular ortaya çıkar canları sıkıldığında, ruhları daraldığında… İşte o koku kokacağım ben de. Hoşafım sana kokumu duyuracak. Kafanda bin beş yüz düşünce kalbinde bin beş yüz bir his beş duyunda da bin beş yüz iki gelgit olacak. Hoşuna gitmeyen hoşaf senin ananı belleyecek. 

Yaşasın tüm meyveler ve o meyvelere hükmeden gübreler!


Basit sevme şeklim.

Kendi kendine konuşan ayıların mırıltısını taaa buradan duyuyorum ben. Aynı odada olduğum anneannemle dedemi duymaz iken, seni duyuyorum taaa buradan. Oturmuş yere kucağımda yazı yazarken iki gözünün birbirine değdiği kirpik seslerini işitiyorum. Zamanımı basit sevme şeklimle süslü cümlelere ve düşüncelere ayırıyorum. Piknik yapıp, çimde çay içeceğimiz günleri düşünüyor bazen bazı düşüncelerimi geri alıyorum. Geri aldığım bir düşünceyi de başka bir zaman neden geri aldığımı unutuyorum. Karga olsan, ayı olsan, balık olsan, kurbağa olsan, solucan olsan çiçeğimin toprağında ya da solucan deliği olsan uzay boşluğunda zaman aksa aksa burda bin yıl orada bin saat olsa, ölmek uzak gibi gelse. Hiç ölmeyeceğiz gibi gelse, aklımızı da yeriz diye korkmuyor değilim de lakin hiç de korkmuyorum b.

IMG_2225


Ayı ibaresi gördüğünüz yerde durunuz.

İlk önce adını öğrendim. Ne uzun bir adın var. Başı sonu belli değil. Ayı gibi bir isim. Ayım olsaydı eğer senin adını koyardım. Büyük Ayı ve Küçük Ayı birkaç tane teflon tavayla ölebiliyorsa; sen de benim birkaç şeyimle ölebilirsin.

Hayat işte uzun isimli ayı, ne kadar da ayı gibi olsan; seni şuncacık bir kız öldürebiliyor.

Bu yazı; 2014’ün son ayı günleri yasasına adanmıştır.

/home/wpcom/public_html/wp-content/blogs.dir/221/6558341/files/2014/12/img_2765.jpg

Kutuplarda soğuk bir ikindi vaktiydi. Ayı beni sırtına almış mağarasına götürürken ben soğuktan kurbağa kadar kalmıştım. Gözleri başka başka yerlere bakan şuncacık bir kurbağa.

Ne bi çim.


Serseri Serbest Stili.

İki göğsün altından böğürlere doğru uzayan sağlı sollu iki adet intizamla dizilmiş kemiklerden oluşan kaburgaları sıka sıka,birbirine geçire geçire, adamın birine sarılmayı istemek; çok sevmekten olsa gerek.

Lâkin; klibim çok başka. Klip kelimesine iyelik eki koymak bana pek keyif veriyor şu anda, anlatsam anlamazsın.

IMG_0211.JPG


Zabıt.

Kocaman adam ne kadar büyümüş olsa da ki; kocaman diyorum zat- ı şahanemden bu sıfatı kazanmış, ne kadar ayı olsa da ki; hayvanlar aleminden kendisine ayı olmak düşmüş, ne kadar da olsa olsa o kadar da olmuyor.
Kocaman kadın ne kadar büyümüş olsa da ki; kocaman kadın diyor ona ” kocaman kadın oldun sen ” diyor ne kadar da olsa çocuk olmaktan uzaklaşamamış, ne kadar narin olsa da ki, ruhlar aleminde narin bir tesirin etkisinde kalıp bu yaşa kadar çıkamamış, ne kadar da olsa o kadar da olamıyor.
Kiralık bir yatakta kalbi kırık bir kadının mutsuzluğu buradan İstanbul’u bir öpüp geçiyor. Geçmesine geçiyor da o ayının oturduğu yere İstanbul bile denmiyor.

IMG_9156.JPG


Sauron’un Gözü.

Çengelli iğne tutturdum sürekli düşüp duran eteğimin beline. O da rahat durmadı namussuz açıldı durdu battı belime. Etimi çizdi, kanattı, kabuklu yara yaptı. İzi kalacak, kesin. Keşke çengelli iğne yerine bir kedim olsaydı da o tırmalayıp yara yapsaydı etimi. Öperdim onu. Eylül geliyor derdim kedi, eylül geliyor ondan sahiben gergin sen de onu tırmalıyorsun çünkü seni deli ediyor. Deli ki ne deli tırmalamak ki ne tırmalamak!
Kömüş gibi oturup yazın bitmesini beklerken eteğinin beline lastik geçirip yaşam kalitesini artırdı. Saçlarını kesti gözünün sadece üstünü boyadı. Mutluyken de boyuyor mutsuzken de. Her türlü makyaj yapıyor. Cenazelerde bile. Huyu böyle n’apsın ? Küçücük korkularını belli etmeden, çok heveslendiği şeylere hiç de umrum değil oyunları yapıyor. Canı sıkılınca hep sinirleniyor çünkü çocuk. Bilekleri bir çocuğunkiyle aynı çemberde. Nefes alıp verip sinir stres sıkıntıya dalıp çıkıp zaman maman dinlemeden abuk sabuk cümlelerde yer ve mekan olmaksızın orda burda dellenmeyle Suna gibi daralıyor.

oh shit !

IMG_3102.JPG


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.